Danıştay 6. Dairesi Kararı Ve 6306 Sayılı Kanun M.6 Çerçevesinde İnceleme
Riskli yapıların yıkımını müteakip arsa haline gelen taşınmazlarda ortaklığın giderilmesi (izale-i şuyu) davası açılıp açılamayacağı ve bu davanın kentsel dönüşüm sürecine etkisi, 6306 sayılı Kanun rejimi ile Türk Medeni Kanunu’nun genel hükümleri arasındaki ilişkinin somut bir görünümünü teşkil etmektedir. Özellikle 6306 sayılı Kanun m.6 kapsamında öngörülen çoğunluk kararları ile TMK m.698’de düzenlenen paylı mülkiyetin sona erdirilmesi rejimi arasındaki etkileşim, uygulamada uyuşmazlıklara yol açmıştır.
Danıştay Kararının Konusu ve Normatif Çerçeve
İncelenen uyuşmazlıkta, 6306 sayılı Kanun’un Uygulama Yönetmeliği’nde yer alan ve riskli yapıların yıkımından sonra ortaklığın giderilmesi davası açılabileceğini öngören düzenlemenin hukuka uygunluğu tartışılmıştır.
Danıştay 6. Dairesi, 2019/17559 E., 2021/11060 K. sayılı kararında, söz konusu yönetmelik hükmünü iptal ederken, normlar hiyerarşisi ve özel kanun–genel kanun ilişkisi bakımından şu esasları ortaya koymuştur:
- 6306 sayılı Kanun’un, kentsel dönüşüm sürecini özel olarak düzenleyen bir kanun olduğu,
- TMK m.698’de düzenlenen ortaklığın giderilmesi kurumunun genel nitelikte bulunduğu,
- Kanunda açıkça öngörülmeyen bir hakkın yönetmelik ile düzenlenemeyeceği,
- İdarenin düzenleme yetkisinin, kanunun kapsamını genişletecek şekilde kullanılamayacağı.
Kararda, bu bağlamda yönetmelik hükmünün kanuni dayanak bulunmaksızın yeni bir hak ihdas ettiği ve bu yönüyle hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir. Bu yaklaşım, idarenin düzenleme yetkisinin sınırlarını belirleyen yerleşik içtihatla da uyumludur.
6306 Sayılı Kanun M.6 ve Çoğunluk Kararı Sistemi
6306 sayılı Kanun’un 6. maddesi, riskli yapıların yıkımından sonra taşınmazın değerlendirilmesine ilişkin kararların maliklerin belirli çoğunluğu ile alınmasını öngörmektedir. Bu sistemde amaç, dönüşüm sürecinin azınlık maliklerin iradesi ile tıkanmasının önlenmesi ve kamu yararına uygun şekilde hızlı bir uygulamanın sağlanmasıdır.
Bu çerçevede, 6306 sayılı Kanun’un getirdiği özel rejim, paylı mülkiyetin sona erdirilmesine ilişkin genel hükümlerin doğrudan uygulanmasını sınırlayan bir etki doğurmaktadır.
Kanun Değişikliği Sonrası Hukuki Durum
Danıştay kararının ardından kanun koyucu tarafından yapılan değişiklikle, 6306 sayılı Kanun m.6’ya eklenen düzenleme ile riskli yapıların yıkılmasından sonra arsa haline gelen taşınmazlarda ortaklığın giderilmesi davası açılabileceği açıkça kabul edilmiştir.
Ancak aynı hükümde, bu davanın etkisi de açıkça sınırlandırılmıştır:
“Açılan ortaklığın giderilmesi davası, bu Kanun uyarınca alınan kararların uygulanmasına engel teşkil etmez.”
Bu ifade, kanun koyucunun bilinçli tercihinin açık bir yansımasıdır. Böylelikle:
- Dava açma hakkı tanınmış,
- Ancak davanın dönüşüm sürecini durdurucu etkisi ortadan kaldırılmıştır.
Ortaklığın Giderilmesi Davasının Etkisine İlişkin Değerlendirme
Mevcut düzenleme çerçevesinde, ortaklığın giderilmesi davası artık hukuken mümkündür; ancak bu dava, klasik anlamda paylı mülkiyeti sona erdirmeye yönelik bir araç olmakla birlikte, kentsel dönüşüm sürecini askıya alan veya durduran bir fonksiyon icra etmemektedir.
Bu noktada iki önemli sonuç ortaya çıkmaktadır:
- 6306 sayılı Kanun’un öngördüğü çoğunluk esaslı karar alma sistemi korunmuştur.
- Azınlık maliklerin dava yoluyla süreci bloke etme imkânı ortadan kaldırılmıştır.
Dolayısıyla, ortaklığın giderilmesi davası ile kentsel dönüşüm süreci eş zamanlı olarak ilerleyebilir.
Sonuç
Danıştay 6. Dairesi’nin 2019/17559 E., 2021/11060 K. sayılı kararı, kentsel dönüşüm sürecinde ortaklığın giderilmesi (izale-i şuyu) davasının hukuki niteliği bakımından önemli bir içtihat ortaya koymuş; özellikle 6306 sayılı Kanun kapsamında yürütülen dönüşüm sürecinde, kanunda açıkça düzenlenmeyen bir hakkın yönetmelik ile ihdas edilemeyeceğini vurgulayarak normlar hiyerarşisi ve özel kanun–genel kanun ilişkisini netleştirmiştir.
Bu karar sonrasında 6306 sayılı Kanun’un 6. maddesine eklenen düzenleme ile, riskli yapıların yıkılmasının ardından ortaklığın giderilmesi davası açılabileceği açıkça kabul edilmiş; ancak aynı hükümde bu davanın, kentsel dönüşüm sürecini durdurmayacağı ve maliklerin çoğunluk esasına dayalı kararlarının uygulanmasına engel teşkil etmeyeceği de açık biçimde düzenlenmiştir.
Bu çerçevede, güncel hukuk düzeninde ortaklığın giderilmesi davası açılması mümkündür; ancak bu dava, kentsel dönüşüm sürecine engel değildir. Kanun koyucu, bir yandan maliklerin mülkiyet hakkına dayalı olarak izale-i şuyu davası açabilmesini kabul ederken, diğer yandan bu davanın dönüşüm sürecini bloke etmesini önlemiş ve çoğunluk kararına dayalı sistemin işlerliğini korumuştur.
Sonuç olarak, kentsel dönüşümde ortaklığın giderilmesi davası artık süreci durduran bir araç değil, sınırlı etkili bir hukuki başvuru yolu niteliğindedir. Bu durum, uygulamada azınlık maliklerin dava yoluyla süreci kilitleme imkanını ortadan kaldırmakta; kentsel dönüşüm projelerinin daha hızlı ve etkin şekilde ilerlemesini sağlamaktadır.


